Şu koskocaman evrende sorarız ya yalnız mıyız hep diye? Nasıl yalnız olalım. Bizden aldıkları pırlanta yürekler şimdi oradalar. Saçtıkları ışıkla bize göz kırpıp buradayız diyorlar. Ne kadar da çoklar. Ama düşünmek lazım. Onlar burada da güzellerdi. Niye gittiler? Neye feda ettiler yaşamlarını?
Artık halk olarak şu kafaları çalıştırmak lazım. Kimsenin kimseye artizliğine lüzum yok. Millet olarak çok seviniriz ya kendimizle övünmekten, yok öyle kardeşim şu tembelliğimizi, unutkanlığımızı, duyarsızlığımızı bırakalım bir kenara artık. Yahu zaten bunlarla nasıl insan olabiliyor muşuz nasıl yaşayabiliyor muşuz ki? Ülkemizde insanlar çatır çatır öldürülürken nasıl sıcak yataklarımızı yeğleyebiliyoruz. Bu ne vicdansızlık ne utanmazlık!
Sözde şu devleti yöneten insan müsveddelerine zaten kelam dahi heba etmek yanlış. Peki ya biz, halk, insanlık? Benim evladım ölürken nasıl benden sükunet beklenir. Nasıl adalet dedikleri şu tiyatro oyununu izlemem beklenir. Adama demezler mi “Siz kendinizi ne sanıyorsunuz lan!” diye. “Öldüm ben öldüm. Daha neyin derdindesiniz neyin hesabındasınız siz?” diye.
Koltuklarında rahat oturan sözde sorumluluk sahibi “sorumlular”. Unutma ben halkım. Sen çocuk gibi kendi küçük beyninle oyunlar oynadığını düşünürken ben seni durduğum yerden izliyorum. Ve ansızın ensene gelecek olan o azametli tokadın eli kalktı bilesin. Kuyunu çoktan kazdın sen. Burada son sözü ben söylerim.