Akşam saat 18:30
Işıklar ayarlanmış, kameralar kurulmuş. Renkli odada bir hengamedir gidiyor. Canlı yayın sırasında oynayacak reklamın hazırlıkları tamam. Dört cümlelik karşılıklı diyalog için yirmi tekrar çeken genç asistan stüdyodakilere haykırır; “Arkadaşlar az sonra canlı yayına gireceğiz. Lütfen sessizlik. Rica ediyorum, yardımcı olun bize. Lütfen.” Ve bir tekrar daha çekilir. Reklam, az sonraki “muhteşem” müzik ziyafetinin arasına sıkıştırılmak için hazırlanmaktadır. Sonunda yirmi üçüncü tekrar ile istenilen alınır ve hızlıca canlı yayın stüdyosuna geçilir. Sıradaki işlem, jüri üyelerinin taht gibi koltukta oturdukları platformun çevresinde beş yüz seyircinin kıç kadar plastik tribün koltuklarına tıkıştırılmasıdır.
Saat 19:00
Seyirciler salona alınmaya başlanır. Çoluklu çocuklu ablalar, teyzeler, elinde çekirdeğiyle gelmiş dayılar, üç otobüs dolusu ergen kız ve oğlan birbirlerini itekleye itekleye salona girerler. “Daha büyük sahne, daha çok eğlence” şeklinde bir düşünceyle mi stüdyoya giriş kapıları bu kadar küçük yapılmıştır bilinmez. Ya da belki de olası bir yangın durumunda herkes eğlenerek içeride ölsün, program bir efsaneye dönüşsün diye! Asistan gençler kitleyi yönlendirmektedir; ” Arkadaşlar çabuk oturalım, fazla zamanımız yok, ablacım oturun lütfen. Oradan da görürsün abi sıkıntı yok, oturalım.” Herkes oturunca bu kez konumlandırmalar başlar. “Ablacım siz arkaya geçin. Gençleri öne alalım. Gençler, siz şöyle geçin. Kızlar öne doğru. Beyefendi, beyefendi. Sizi arkaya alalım. Lütfen bakın kameraların çekim açısına göre bu düzenlemeyi yapmak durumundayız. Oradan da görürsünüz. Hem daha iyi görürsünüz yüksekten. Evet biraz acele edelim.” İnsanlar oturup yerleştikleri, kiminin “Güzel yer kaptık be!” diye sevindiği konumlar hemen değiştirilir. Kameranın önüne bolca çığlık atacak ergen alınır.
Saat 19:40
Tüm bu konumlandırmalar ve sahnede oradan oraya koşuşturan asistan çocuklara rağmen, sahnenin parlak yüzeyinde iz kalmasın diye yarım saattir sahneyi silen elli yedi yaşındaki Salim abi, sahneyi silmeye devam eder. Kendi sildikçe insanlar yürür, insanlar yürüdükçe Salim abi siler. Ta ki, canlı yayın için geri sayım başlayana kadar.
Saat:19:55
Yayın için son hazırlıklar da tamamlanır. Ses ve ışık kontrolü yapılır. Ve büyük bir hengame içinde, sonunda jüri üyeleri teşrif eder. Alkış kıyamet salon yıkılır. Burunlar havada, stüdyodakilere gülücükler ve küçük selamlar lütfederek tahtlara geçilir. Ergenler boğaz patlatır. Fotoğraf çekmek engellenir. Zira stüdyoda çekilen tüm görsel materyalin sahibi, program yapımcısıdır. Kimse ondan çalamaz.
Saat 19:59
Programın başlamasına son otuz saniyedir. Ekranlarda VTR’ler dönmeye başlamıştır. Hoparlörlerden yapay bir alkış ve çığlık sesi duyulur. Program yapımcısı, kanal sahibi, programın sunucusu ve stüdyonun ağası iki dakika önce ızbandut gibi iki koruması ile salonda yerini almıştır. Önündeki tablet bilgisayarda bir şeyler ile meşguldür. Korumalar devlet başkanını korur gibi temkinlidir. Herkesi dikkatlice süzerler.
Saat: 20:00
Müzik ziyafeti, program sunucusunun anonsuyla başlar. Sahnenin tepesindeki dev ekranda “Ses Seda Türkiye” yazar. Salondakiler böğürür. Tarz olmaktan yürüyemeyen bir genç çıkar sahneye. Yapacağı hareketler ezberletilmiştir. Şov başlar. Hoparlörler stüdyoyu delicesine sese boğar. Ergenler çıldırır. Üç saatlik reklam bombardımanı arası müzik başlamıştır.
Saat 20:35
İlk iki yarışmacıdan sonra diğer iki yarışmacı gelir. Bir tanesinin yayın esnasında çalarmış gibi yapacağı kuyruklu piyanonun sahneye getirilmesi gerekmektedir. VTR arasındaki otuz saniyelik sürede, insanların bile itişerek geçebildiği dar girişten, kuyruklu piyanonun sokulması mücadelesi başlar. Yedi kişinin zor kaldırdığı piyano, toplamda on beş kişilik bir ekip ile girişten yarı yarıya sokulmuşken, birden VTR kesilir ve yayına bağlanılır. Program sunucusu konuşur; ” Sevgili izleyenler, cep telefonunuzda yararlı bir uygulama olsun istemez misiniz? Artık Cart operatörünün sizlere sunduğu Curt hizmeti ile bu çok kolay.” Reklam sunumu esnasında neye uğradığını şaşıran piyano taşıyıcılarının başındaki genç, fısıltıyla; “Dur Dur Dur Dur! Sakin, beklemedeyiz. İndir abi. Murat, Murat yere koy abi indirin, bekleyin. Anons biter bitmez geçiriyoruz beyler. Yirmi saniyemiz var.” Saniyeler sonra koşuya başlayacak bir yarış atı gibi hazırda beklerler. Gözler sahneye kilitlenmiştir. Guinness rekorlar kitabına girecek bir performans sergilemeleri gerektiğinin farkında bile değillerdir. Anons biter ve geri sayım başlar. Ekibin başındaki genç haykırır; “Al al al al. Murat tutun oradan, çabuk çabuk. Sakin sakin. Arda kabloyu çek. Tutun abi alttan. Çabuk.” Piyano girişten geçer sahneye kadar tam yedi saniyede çıkarılır. On beş kişilik ekip insanüstü bir hızla çalışır. Kablolar bağlanır. Piyano silinir. Mikrofon ve tabure getirilir. Piyanonun kapağı açılır. Geri sayım başlamıştır. Üç, iki, bir. Sahnedeki son kalan genç kendini seyircilerin arasına, ayakları yere paralel olacak şekilde atar. Birilerinin üzerine düşer ama önemli değildir. Günü kurtarmışlardır. Seyirciler, alkış hareketiyle alkışlamaya başlarlar fakat asıl alkış piyano taşıyıcılarına gitmektedir. VTR biter, program sunucusu anonsu basar; ” Şimdi de Anıl geliyoooooor.”
Saat 21:30
Programın ortalarına yaklaşılmıştır. Birçok yarışmacı sahneye çıkıp şovunu yapmıştır. Alttan alta verilen yapay alkış ve çığlık sesi ve stüdyodaki asistan gencin seyirciye dönük “alkışlayın” hareketi ile stüdyo yıkılmaktadır. Otobüslerle gelen ergen gençler zaten boğazlarını iyiden iyiye parçalamışlardır artık. Program sunucusunun anonsuyla bir reklam arasına gidileceği duyurulur. VTR’nin yayına girmesi ile tahtlarda oturan şarkıcı bozması dört şovmen, anında yerlerinden kalkıp kulise doğru harekete geçerler. Etraflarında korumalardan bir duvar örülür. Onlara dokunabilmek için parmaklıklardan sarkan gençlerden birinin bile yere çakılıp ezilmemesi bir başka mucizedir. Seyirciler de yavaştan ayaklanır ve diğer binadaki küçük tuvaletin kadın-erkek toplamda yirmi kişilik kontenjanından yer kapmak için başka bir yarışma başlar.
Saat 21:34
Tuvalete gidenlerden çok az bir kısmı stüdyoya geri dönebilmiştir. Stüdyoda da hala gitmeye çalışanların sayısı hayli fazladır. Asistan genç yine başlar haykırmaya; “Evet arkadaşlar yavaş yavaş yerlerimizi alalım. Fazla zamanımız kalmadı.” Seyircilerden ufak bir tepki gelir. “Tuvalete de gitmeyelim mi?” der dayının biri. “Kızın çişi geldi. Bir koşu gidip gelelim hemen.” der ablanın bir tanesi. Asistan genç seslenir; “Ablacım az zamanımız kaldı, hem boşuna çıkmayın zaten yapamazsınız. Şimdi tuvalette kuyruk vardır. Boş ver. Tutun biraz bir sonraki araya çıkarsınız. Abicim siz de oturun lütfen. Yerleşelim artık.” Tuvallette kuyruk olanlara ise başka bir asistan genç haber uçurmuştur. “Arkadaşlar program başlamak üzere, yerlerimizi almamız gerekiyor stüdyoda. Sırada bekleyenler yerlerine dönsünler. Bir sonraki araya çıkarsınız. Zaman kalmadı.” Mırın kırın eden birkaç seyirciye dönüp “Abi hemen hemen, girebiliyorsan gir. Giremiyorsan bir sonrakine. Zaman yok. Hadi biraz acele.”
Saat 21:36
İnsanlar stüdyoya girip yerlerine yerleşmeye başlamışlardır. Hızlandırmak adına kapıda duran genç bağırmaktadır; “Acele edelim çabuk çabuk. Hemen yerleşmemiz lazım. Abi hadi oyalanmayalım abi. Yoksa dışarıda bırakmak zorunda kalacağım.” Dışarıda kalan son kişiler de içeriye koştururlar. İnsanların daracık aralardan yerlerine geçmesi ayrı bir problemdir. Asistan genç; ” Ablacım çocuğu alalım. Hadi artık oturuyoruz. Acele edelim. Çok az zamanımız kaldı. Abicim lütfen. Rica ediyorum oturalım. Oturun abi siz de.”
Saat 21:38
Herkes yerleşmiş, dışarıda kalan birkaç kişinin suratına “diğer arada girersiniz” diyerek kapılar kapatılmıştır. O esnada elindeki fotoğraf makinesiyle fotoğraf çeken gence, asistanlardan biri seslenir; “Arkadaşım çekmiyoruz. Verir misin o makineyi? Gönder bana oradan.” Korumalardan biri tartışmaya dahil olur. “Arkadaşım, gönderiyorsun o makineyi. Gönder çabuk!” Genç, isteksizce makineyi gönderir. Makine dışarı çıkartılır. Bu sırada VTR’nin bitmesine saniyeler kalmıştır. Geri sayım başlar. “Sessizliiiiik. Üç, iki, bir.” Program sunucusu anonsa girer. Yeni adamlar sahneye çıkar. Düello havasında söyleyecekleri şarkı için yerlerini alırlar.
Saat 22:15
Yoğun “dın dırı dın” lı bir andan sonra nihayet sabır taşı çatlatan oylama biter ve bir yarışmacı daha elenir. Program sunucusu sorar; “Evet son olarak bize ne söyleyeceksin?” Elenen yarışmacı, idama mahkum edilmiş birinin edasıyla son sözlerini ciddiyetle söyler; “Burada bulunmak benim için dünyanın en önemli olayıydı. İnanılmaz bir heyecan ve deneyim oldu benim için. Ayrıca Zaccun bey (program yapımcısının adı) size de ne kadar teşekkür etsek azdır, bize, bu ülkeye böyle bir yarışmayı kazandırdığınız için. Çok sağolun.” Program sunucusu gururlu ve mağrur bir duruş takınır. Suratından adeta şu sözcükler dökülür. “Tabe lan! Ben olmasam sıkıntıdan patlıyordunuz a.q” Türk televizyon programcılığına büyük etkiler yapmış olmanın farkındalığı ile programı sunmaya devam eder; “Evet seni uğurluyoruz. Yolun açık olsun.” Elenen yarışmacı son kelimelerini sesi titreyerek söyler ve gider.
Saat 22:45
Son yarışmacılar da şovlarını bitirip ağızlarının oylarını alırlar. Elenen son yarışmacıya yorum yapmakta olan jüri üyesi yakışıklı yarışmacıya bayağı asılmaya başlayınca, kameraların kendisini çekmediğini bilen program sunucusu, jüri üyesine kolundaki saati göstererek “toparla” işareti yapar. Jüri üyesi toparlar ve yolun açık olsun der. Program sunucusunun hemen anonsa girmesiyle araya bir reklam kuşağı daha sıkıştırılır.
Saat 22:59
Elenen elenmiş kalan haftaya çıkıp şova devam etmek üzere kalmıştır. Program sunucusu yine muhteşem bir şova imza atmış olmanın gururundan çok kazandığı paranın mutluluğuyla kapanış anonsunu yapar. Araya VTR girer. Jüri ayaklanır. Program sunucusu korumalarıyla birlikte anında ortadan kaybolur. Ergen tayfasının jüri üyeleriyle bir fotoğraf çekmek ya da dokunabilmek amacıyla olan tüm bağrışmalarına kulak tıkayan jüri üyeleri yine etten bir duvar ile hızlıca stüdyodan çıkarlar. Az önce stüdyoyu hızlıca doldurmaya ve boşaltmaya uğraşan görevlilerden ortada eser yoktur. Seyirciler yavaş yavaş stüdyodan ayrılır.
Saat 23:50
Stüdyodaki tüm alet edevat kapanmıştır. Işıklar söner. Son kalan görevliler de çıkarlar. Üç saatlik bu “muhteşem” şovdan geriye söylenebilecek tek bir şey vardır; Kendi sesimizle kendimize şarkı söyledik. Güzel ışıklara, güzel bir mekana sahip olan ve bir sürü televizyona ulaşma hakkını elinde bulunduran adam bizi birbirimizle yarıştırarak bundan gerçek parayı kazanan tek taraf oldu. Zaten program boyunca önündeki tabletle gelecek paraları hesapladı durdu. Nasılsa onlar söylüyor onlar izliyor diyordu içinden. Biz ise ona teşekkür ediyorduk üstüne üstlük…
(Tüm gözlemler, popüler bir kanalda yayınlanmakta olan popüler bir ses yarışmasının canlı izlenimlerinden yapılmıştır.)