Belli sınırları olan bir alanda, gittikçe karanlığa itilmek, kitle büyüdükçe parmaklıkların boyunu yükseltmek ilginç bir kafa yapısının ürünü. Sağlıklı olduğu söylenemez asla fakat üzerine kafa yorulması gereken bir konu kesinlikle. Ölümlerin kazandığı meşruiyetin eşit ölçüde utanç yaratması gerekirken tam tersinin ateşli savunuculuğunu üstlenmek ve inanılmaz saçmalıkta ve yaratıcılıkta kılıflar bulmak, bahaneler üretmek şüphesiz ilginç bir konu. Az sayıda kafanın sağlıksız fikirlerinin peşinden giden büyük kalabalığın nasıl da hızlıca uyum sağlayıp aynı değerde fikir üretiminde bulunmaya başlamaları ve fazlasını düşünmeyi kendilerine yasak etmeleri, önemli bir sosyolojik olaydır. Araştırmaya hayli değer bir olaydır hem de!
Bir süre sonra milli olarak yasadışı örgütlerimizden ve milyonları dahi tutsak edebileceğimiz devasa hapishanelerimizden övünmeye başlarsak kimseler şaşırmayacak zannımca. Nitekim zamanında pek şaşılabilecek olan şeylere şimdi nasıl da baktığımız (şaşırsak da şaşkınlığımızın büyük sessizlik ve alışkanlık içerisinde kayboluşu) ortada. Bu kadar çabuk alışmak yanlış. Bu kadar hissizleşmek yanlış. Ruhların bu kadar bedenden ayrı düştüğü, vicdanın olmadığı bir hayat sürmek yanlış. Eğer ki günümüzde her yanlışın ve doğrunun hızla değiştiği gibi bu yanlışlar da hızla değişiyor ve doğruya evriliyorsa, biz bu evrende yaşayan bir tür olarak kendimize artık insanoğlu dememeliyiz. Çünkü biz insanken vicdanlıydık. Vicdanlı, hissedebilen yaratıklar olduğumuz için insandık…