Güneşin aralarına giremediği kadar yüksek binaların arasında kalabalık insan kitleleri duruyor. Hava puslu. Sis her yeri kaplamış. Uzaktan, yeri bilinmeyen bir kuleden anons yapılıyor: Dikkat! Dikkat! Gereksiz insanlara karşı şehir topluluğumuzun monotonluklarına dikkat etmeleri ve fikirlerinin sistem dışına çıkmaması için gerekli özveriyi göstermeleri önemle “RİCA” olunur. Ses beton binaların duvarlarında yankılanıyor. İnsanlar başlarını indirip yollarına devam ediyorlar. Sadece ayak sesleri duyuluyor. Aynı anda çıksa binaları sarsacak bir ses bu. Ama herkes dikkatli. Kimse kimsenin ayak sesinin üstüne kendi adımlarını bindirmiyor. Bu konuda herkes birbirine özel bir saygı duyuyor.
Hava kararıyor. Sis hala her yeri kaplıyor. Ayak sesleri azalmış. Birkaç yerden devamlı kendini tekrar eden kapı gıcırtısı müzik duyuluyor. Sokağın başındaki kedinin ses telleri alınmış. Miyavlayamadan ağzını açıp kapatıyor. Kuytu bir köşeden kırmızı montlu biri çıkıyor ortaya. Bir iki bakıyor, sonra dalıyor ana caddaye. Ayak sesleri yankılanıyor duvarlarda. Ama farklı sesler. Sonra birden başlıyor ıslık çalmaya. Bütün seslerin üstünde değişken bir melodi duyuluyor. Yolda yürüyen birkaç insan yavaşça dönüp dehşet içinde bakıyorlar adama. Kimisinin ağzı açılıyor kimisinin gözünden bir yaş süzülüyor korkudan. Birbirlerinin ayak seslerini gözetmeden koşarak uzaklaşıyorlar oradan. Kapı gıcırtıları kesiliyor. Kendilerini mekanik birer mal farzeden insanlar, parçalarını yeni yağlamışçasına dans ederlerken durup pencereden dışarıya bakıyorlar. Aşağıda kırmızı montlu bir adam görüyorlar. Herkes, bütün parçaları paslanmışçasına oldukları yerde çakılı kalıyor. Birden diğer kuytu köşeden bir başka gereksiz kadın ortaya çıkıveriyor. Turkuaz renginde montu ve sarı ayakkabılarıyla adama koşarak ilerliyor. Binalardan izleyenler iki kat dehşete kapılıyorlar. Birkaçı bağırmamak için elleriyle boğazlarını parçalıyorlar. Kimisi etraflarındaki nesneleri dişleri kırılana kadar ısırıyor. Gözler faltaşı gibi açık.
Gereksiz kişilerin ayak sesleri binaların camlarını titretiyor. 8 kişi bağırmadan kendini aşağı atıyor. Gereksiz adamlar caddenin ortasında buluşuyorlar. Islık çalan adam susuyor. Ufak bir duraksamadan sonra birbirlerine sarılıyorlar. Kadın ağlıyor. Hıçkırıkları binaların en tepesine kadar çıkıyor. İzleyenlerden 3’ü çıplak elleriyle gözlerini oyuyor, 35 kişi kulaklarını koparıyor. Gereksiz adam, kadının saçlarını okşuyor. Küçük bir kahkaha atıyor. Binalardakiler, sokakların başlarında dehşetle onları gözetleyenler kafalarını duvarlara yerlere vurmaya, birbirlerini ısırmaya başlıyorlar. 18’i sessizce ağlayarak saçlarını yoluyor.
Caddenin ortasında birbirlerine sarılı duran gereksiz kişilerin üzerinde birden büyük bir gürültüyle yuvarlak bir ışık seli beliriyor. Etraftaki toz havaya kalkıp sise karışıyor. Gürültü ve ışığın kaynağından inen 47 kişi gereksiz insanlara elektrikli testere ile saldırıyorlar. Sarılı haldeki vücutları 1896 parçaya ayrılıyor. Parçalar buyük balyozlarla eziliyor sonrada lav silahlarıyla yakılıyor.Bu sırada izleyenlerden 6 kişi logar kapaklarıyla kafalarını eziyorlar. Küller büyük poşetlere toplanıp ışığın kaynağına doğru yukarı çıkılıyor. Yerde hiçbir zerre kalmıyor. Gürültü yavaşça uzaklaşırken havadan usulca, süzülerek kül zerreleri düşmeye başlıyor. Şehir sakinleri hemen caddenin ortasına koşuyorlar. Bu kez de ayak sesleri birbirine karışıyor. Fakat ağızlardan hiç ses çıkmıyor. Kollarını açıp dönenler, dillerini çıkarıp külleri yemeye çalışanlar ve yerdeki birikintileri alıp alıp savuranlar oluyor. Uzaktaki, bilinmeyen yerdeki kuleden anons sesi duyuluyor: Dikkat! Dikkat! Gereksiz adamlara karşı yapılan operasyon başarı ile sonuçlanmıştır. Monotonluğun ve sistem dışına çıkmayan fikirlerin devamı için gösterilen özveri adına halkımıza teşekkür ederiz.
Etiket arşivi: insanlar
Ben. Yine. Gereksiz Adam.
http://www.youtube.com/watch?v=ENb9wVscBY8
İnsanlar hızlıca yürüyorlar. Durmadan, takılmadan, aceleyle. Kafamda sonsuz bir kaygı. Ucu bucağı görünmeyen, uzuuun bir kuyruk, sorulardan oluşan. Onları cevaplamaya çalışırken yanımdan hızla geçen fırsat vagonları. Her taraf pembe, gittikçe koyulaşan. Bir soruya yaklaşıp duruyorum. “İnsan nasıl var eder kendini?” diyor. Susuyorum. Büyük duvar karşımda. Öylece bakıyorum. “İnsan bir iz bırakırsa duvara, insan olur” diye düşünüyorum. Üzeri izlerle dolu yüzey karşımda, bana bakıyor. Elimde beyazlamış saçlarımdan bir tel. Beyazlamasının hiç bir nedeninin duvarda iz bırakamadığı. İnsanlar aceleyle duvardan atlıyorlar. Yukarıdan gülüyorlar bana. Tırmanmaya cesaretim yok. Bacağımı kaldırmaya mecalim yok. Üşeniyorum. Bakıyorum bir süre daha. Sonra neyse diyorum. Şuradaki yeşillikte oturup bir çay içeyim en iyisi. Sonsuz umutsuzluk ve mutsuzluk içerisinde…