Gitmek

       Bozkırın ortasında bir mezar kazılıyor. Toprak yer değiştiriyor. Tek bir kişi ve bir kürek. Küçük kayalar var yakınlarda. Gri gökyüzü gibi renkleri. Uzaklardan dört telli bir kopuzun sesi geliyor. Dağların arkasından, çok uzak diyarlardan geliyor bu ezgiler.

      Toprak deşiliyor. Bağırsakları ortaya dökülmüş bir canlı gibi saçılıyor zerreler. Şimdi koca koyu bir çukur var bozkırın tam ortasında. Ve bir adam ve bir kürek. Kim kapatır bu mezarı? Kim diker bu yarayı? Ezgi giderek silikleşiyor. Sadece rüzgar kalıyor havada. Bu cenazenin tek duacısı şu küçük kayalıklar. Sessizce izliyorlar öteden. Bozkırın tek sözcüsü, ince bir ıslık çalan rüzgar şimdi.

       Artık kalan tek hedef, tek yol hatta tek varlık bu çukur. Unutulmuş olan her şeyin ortasındaki bu dipsiz kuyu öylece bakar havaya. İçinde olmuş olanın ve olacak olanın kalıntıları ve malzemeleri birikir. Sonsuzluğun kapısıdır veyahut başka bir bozkırın ortası. Bilinmez. Ancak duyulmayan ezgi kalır geriye. An gelir yeniden duyulur. Zaman değişir.

Beklemek…

Tamam dedim;

Git tek başına, bin o vagona

Bu yaşlar güzel yaşlar,

Doya doya ağla, yaşa

Zaman akar, senden bağımsız

Kimseye iltimas geçmez

Bazen acı bazen mutluluk 

Ne getireceği tahmin edilemez.

 

Günlerim acı ve zor

Şimdilik

Peşinden koşarım bende

Huzurun ve iyi bir yüreğin

Aynı senin beklediğin gibi bilmeden

Ben de beklerim

Vaktimin gelmesini.

 

Anladım ki artık, 

Buz gibi demirden vagonumda

Beni ısıtacak biri olmalı yanımda

Tabutumun başında,

Hayalleriminin içinde olduğu gibi

Ve sıkıldıkça bu demir mezarda

Boyamalıyız duvarları

El ele vererek, yavaşça ve özenli

Renkleri tartışmalıyız belki

Yeni sohbetler, kavgalar etmeliyiz,

Ta ki zamanın aktığını hissetmeyene dek,

Pişmanlıklarımızdan kaçtığımızı zannedene dek,

Vagonun duracağı zamana kadar bekleyerek…