Bu ne güzellik!

Rüzgar hafiften eser, yapraklar hışırdar, havalar ısınır, yeşilim artık daha yeşil görünür. Ben soludukça etrafımdaki büyük betonların arasına ferahlık yayılır. Ben durdukça gölgemden faydalanılır. Benim buradaki duruşum, onlara geldikleri yeri yaşadıkları dünyayı hatırlatır. Ben doğayı temsil ederim, onlar unuttukları yeşili, canı, yaşamı, organik olduklarını hatırlarlar. Düşünce tekrar özüne döner, mantık otomotluktan kurtulur, duygu yeşerir.

Son zamanlarda ısınmaya başlayan havayla birlikte yeşilimi göstermek için parmaklarımın ucunda durmam gerekti. Çünkü hava çok dumanlı, çok puslu. Pencereden görülen son yeşili silmek isteyenler var, istemeyenler bir avuç sandık. Ta ki silmeye gelenler; “Siz burada çok durdunuz. Kalkın, biz buraya beton atacağız.” diyene kadar. Ondan sonra çok ses geldi buraya. Gölgem yetmez oldu. Ama rengim daha yeşil. İşte tam o zaman her yer puslandı, pusulandı. Tek düze bir ses bastırdı, durup durup birden gümleyen. Sonra hep gümleyen. Daha hızlı, daha çok nefes alıp verdim ki duman dağılsın, ortam ferahlasın. Ama çok duman vardı, dahası da geldi.

Buna rağmen renkli ses yükselmeye devam etti. Gümlemeleri bastırdı. Sonra da tamamen yok etti. Durduğum yerde bu kadar çeşitli ses duymak nasıldır anlatamam. İşte şimdi galiba büyüyorum dedim kendi kendime. Hava daha da ısındı ve ben daha da yeşillendim.

Artık sadece renkli sesler var etrafta. Sonunda bitmek bilmeyen mekanik sesler sustu. Varoluşumun anlamı bu renkli seslermiş. Onlar için de benim hışırtım. Nefesim, gölgem ve hatırlattıklarım. Benim yapraklarım henüz küçük ama bazen zaman hızlı akar ve yaşın hızlı atar. Ben artık kocaman bir çınarım. Büyüdükçe gölgeme daha çok renkli ses daha çok insan alacağım ve daha hızlı büyüyeceğim. Hep birlikte.

Teşekkürler İstanbul, teşekkürler Türkiye!

#direngeziparkı