Hayal Kırıklığı

“Kimseyi hayal kırıklığına uğratma. Sonra en çok üzülen sen oluyorsun.” demiş birisi. Anlaşılan ben de birilerini hayal kırıklığına uğratmıştım. Kendime bahaneler uydururken, biri çıkıp yüzüne tek sorumlunun sen olduğunu söylüyor. Sorumluluklarını yerine getiremeyen biri olarak böyle bir ithama maruz kalmak, yerden göğe kadar haklı olsa da çok ironik. Acı acı güldürüyor insanı hayat. Kelimelerin kifayetsiz kalması gibi klişeleşmiş bir söylemin gerçekten de çok nadir ve uç zamanlarda oluşup “kelimelerim kifayetsiz kalıyor” diye söylendiğinde, ansızın tüm olayı çok abartılı, dikkat çekilmeye çalışılan herhangi önemsiz bir an gibi göstermesi kadar ironik, bu değerlerden yoksun yaşam.

Pencerenin köşesinden dışarıya bakıyor gözlerim. Büyük dut ağacının yaprakları arasından güneşin cılız ilk ışıkları vuruyor. Bu odada tek başımayım. Fakat yeni yeni farkediyorum ki hep tek başımaymışım. Kendi kuralları olan dünyamda bu yaşıma kadar nasıl yaşadığıma ben dahil kimse inanamıyor. Şimdi o dünyanın kapısından dışarı çıkarken gri bir sis perdesiyle kaplı, renksiz ve her daim zihin oyunlarıyla dolu vahşi bir “gerçekliğe” doğru yürüyorum. Buraya göre evrimleşmediğim çok açık. Taşlaşan insansı varlıkların içinde güçsüz bir leke gibi duruyorum. Arkamda eski benliğim beni izliyor. Kılavuz sesimi geride bırakıyorum. Çünkü anlaşılan şimdiye kadar beni bu mutlu olduğum ama sahte olan dünyaya hapseden oymuş. Şizofren bir hastanın ikinci benliğinden kaçışı gibi kapıyı kapıyorum.

Kaybettiğim şeylere karşı değil üzüntüm. Varolabilecek tüm o güzel ve iyi şeyleri bilerek ve isteyerek terk eden güruhun ortasında nefes almaya zorlanmanın verdiği büyük bir boşluk var ruhumun ortasında. Bu boşluk mideme baskı yapıyor, ciğerlerimi sıkıştırıyor. Nefes alamadan, uyuyamadan zamanın akışını izliyorum, zamanın dışında bekleyen biri olarak. Biri piyano çalıyor. “Ne alakası var?” diyorum. Eskiden olsa ezgiye kendimi bırakır hayaller kurardım. Şimdi verdiğim tepki, ruhumdan kopup giden büyük parçanın izdüşümünü veriyor bana. Sen hiç değişme diyen bir kaç kişiye özür borçluyum. Ya da onlar bana özür borçlu. Hiç değişmeden kalıp her zaman, unutulan değerlerin geri kafalı bir savunucusu gibi alay konusu olabilmemi istemişlerdir belki de.

 Kibarlığın 8. büyük günah olmasına hayret etmeme hayret eden insanlarla, saygı üzerine bir sohbete girişmeye çalışıyorum.Masanın bir ucundan keskin bir kahkaha patlıyor. Gülen gözlerin derinliğinde kapkara bir hüzün gizli. Maskeler ne kadar afili olsa da  geçmişin izleri, görmeyi bilen için hala orada.Kalıplaşmış bir inkar duvarının ardından başka sesler duyuluyor. Çok uzaklardan gelen, haykırışlar gibi. Kimsenin duyması istenilmeyen haykırışlar. Zamanın girdabında yok olacaklar. O zaman evrim tamamlanmış ve insansılar özgürleşmiş olacak. Gerçekliğin yitirildiği, sahtenin daha gerçek olduğu muhteşem bir dünya. Vicdan, çoktan bir duvar dibinde, maskeli bir kaç serseri tarafından deşilerek öldürüldü bile.

Gökte bir siren sesi var. Belli şekiller oluşuyor fakat tek bir bulut dahi yok. Arkamda bıraktığım benliğim kapıyı yumrukluyor. Bense sokağın köşesinden çoktan döndüm. Yine de sesler kulağımda yankılanıyor. Kurtuluşu olmayan bir şey bu. Hayal kırıklığına uğrattığım kişilerin bana biçtikleri ceza. Kilometrelerce uzaktan hatta başka dünyalardan gönderdikleri gazabın içindeyim. “Mücadele et” masalları etrafımı sarmış elimi kolumu bağlıyor. Tatsız bir ironi bu kez. Aşağılanmış bir bünyeyim. Mücadele edecek kimse olmamasına rağmen bu masalları fısıldayan gölgeler anlamsız yerleri işaret ediyorlar. Sokak aralarında hiç kimse yok. Biri gelip “Her şeyi zihninde oluşturmalısın. Burada dost da düşman da sensin.” diyor. Koşarak uzaklaşıyor sonra. Rüzgardan savrulup düşen şapkası umurunda bile değil.

Sabahın ilk ışıkları dediğimde kafada canlanan huzur dolu atmosferden çok ama çok uzak bir zaman diliminin içindeyim. Sevdiğim bir filmin ünlü bir cümlesi kulağımda çınlıyor: “I am pretty fucking far from okay!”

Hayat, tam bir hayal kırıklığısın.

http://www.youtube.com/watch?v=JXpMUtbhS4I

 

Yorum bırakın