Kum tanelerinin birbirleri üzerinden yuvarlanırken çıkardıkları sesleri duyabilir mi insan? On üzeri bilmem kaç sıfır kadar kum tanesinden oluşan bu sonu görülmeyen denizinin ortasındaki her adımında o küçük heyelanların sesini duyabiliyordu. Sanki koca koca kayaların birbirleri üzerinden geçerken, birbirlerine sürterken ve parçalanırken çıkardıkları sert ve gür ses kadar net duyabiliyordu onları. Her bir zerrenin kendi şekli ve karakteri varmış gibi hissediyordu içinde. Hepsiyle ayrı ayrı tanışıp vakit geçirmiş, sonsuzluğun kıyısındaki bir gece kampının ateşinde oturup sohbet etmişti.
Evinden çıkıp bu kahverengi denizin ortasına geldiğinde, aklındaki düşünce, diğer hepsinin aksine çok netti. Bu uzun yolculuğu yapıp, daha önce bulunduğu, kendisine farklı bir gezegendeymişçesine yabancı gelen tüm o yerlerde bulamadığı ruhunu bulmak istiyordu. Hiçbir yerde bulamadığı ruhunun bu çölde gömülü olduğunu hissetmiş, milyarlarca zerrenin altında çaresizce nefes almaya çalıştığını duyumsamıştı içinde. Çok uzaklardan gelen bir yardım çağrısı gibi çağırmıştı onu bu kavurucu yer. Kendini hiç vakit kaybetmeden bu çölün içine atmış ve aramaya koyulmuştu. Derin bir sessizliğin içinde yürürken, duyulamayacak sesleri bile duyuyor, giderek ruhunun çırpındığı yere doğru yaklaştığını hissediyordu. Bir an duraksayıp eline aldığı kum tanelerini bir kum saatinden akıyormuşçasına yavaşça akıttı. Her bir zerrenin nasıl parıldadığını izledi acele etmeden. Tek tek hepsinin, büyük okyanusa katılışlarına, büyük gümbürtüler ile birbirlerinin üzerlerine yuvarlanışlarına baktı. Varoluşlarının nedensizliği üzerine düşündü. Sonra da anlayamadığı bir nedenin varlığını hissetti ve hemen kabullendi bunu. Ömrünün en büyük özlemini oluşturmak ve yolculuğun sonunda da en büyük mutluluğu ona vermek için bir örtü gibi örtmüşlerdi ruhunu .
Yola devam etmeliydi. Ruhunun haykırışları, kulağında hiç tükenmeyen bir uğultu gibi devamlı onu uyarıyordu. Zamana karşı yarışmasa da bir amaç uğruna verdiği mücadele onu devam etmeye zorluyor ve belki de tamamlayamayacağı bu yolculuğun, bitiremeyeceği bu arayışın üzerine büyük bir önem yüklüyordu. Sıcaktan kavrulmuş olan ayaklarını tekrar hareket ettirdi. Yorgun adımlarıyla suyun üzerinde yürür gibi yavaşça ilerlemeye başladı tekrar. Arkasında bıraktığı uzun çizgiye bir kaç nokta daha koydu. Duyduğu feryatlar, hem uzaklardan hem de çok yakından geliyor gibiydi. Nereye gideceğini tam olarak bildiği gibi, sanki çok iyi bildiği bu yerde kaybolmuştu. Tanımlayamadığı ve sözcüklere dökemediği bir şeyin tüm detaylarını içten içe bilmek gibiydi hissettiği. Bunların bir ismi yoktu. Şekillenebilecekleri kelimeler de henüz bulunmamıştı. Sadece yürümesi gerektiğini düşündü. Durmadan adım atıp sesleri dinlemeliydi. Ansızın bastığı yerin tam altında duyacaktı aradığını. Her şey birden bire olacak ve zamandan kopuk var olan bu anın farkına o noktada varacaktı. Geçmişiyle kopardığı bağın ucunu geleceğiyle birlikte, toprağın altında bulacaktı. Bu cılız yanan inanç ateşine karşı içinde mutlak bir güven vardı. Hissettiği güçlü duygu bu iki şeyin tezatlığından geliyordu. Maddenin birbiri ile ayrışmasından doğan büyük bir enerji vardı ortada. Etrafa salındığı kadar bir ya da birden çok merkezde birikiyor ve anlamlandırılamayacak bir nedensizlikle hem her yerde hem de hiçbir yerde var oluyordu.
Kendini iki kum zerresinin arasındaki küçücük boşluğa sıkışmış gibi hissetti. Ucu, sonu yokmuş gibi görünen bu yerde mekansızlığın ve bucaksızlığın her boyutunun zihninden aktığını ve bedeninin içinden geçerek geride bıraktığı katı tortunun hücre çeperlerinde biriktiğini hissetti. Yürüdükçe, defalarca önünden geçtiği birbirinin aynısı olan küçük tepeciklerin önünden geçiyor sonra tekrar bunların karşısına çıkıyordu. Zamanın akışında bulunmayan bir gün arayışı bitecekti. Fakat bu arayışın bitişi sonsuz bir döngünün birbiri üstüne tur bindirmesi gibi sayısız bir katmana ulaşmışçasına kaybolup gitmişti. Bir yerlerde bulduğu ve bulacağı ruhunu tekrar ve tekrar arıyor ve arayacaktı. Kısılıp kaldığı kum zerrelerinin arasında, göremediği bir evreni arıyordu. Oradaydı ve ulaşılabilirdi. Fakat buradan kurtulup bir başka iki kum tanesinin arasına sıkışıp sonra da bir başka iki kum tanesinin arasına sıkışarak, sonsuz sayıdaki bu labirentten çıkmak gerekiyordu. Henüz bitmeden başlayan başka yolculuklarla, giderek artan bu yük ta ki kendi kendinin içine çökene kadar madde ve zamandan bağımsız devam edip gidecekti.