Şu andan tam beş yıl önce bir objektif karşısında poz veriyordum. Objektife sırtım dönük bir vitrinin önündeydim. Vitrin, büyük indirim vesilesiyle dekore edilmişti. Bir kaç manken ile göz göze geldim. Arkamdan aralıklarla deklanşör sesi duyuldu. O an zaman yavaşladı, bir film şeridi gibi değil de sanki unutulmaya yüz tutmuş bir anı gibi belli belirsiz birkaç tasvir öylece geçip gitti gözlerimin önünden. Sanki hemen paralelimde akan evrende olan bitendi geçenler. Hem içimde hissettiklerim hem de hiç anlamayacaklarımdı. Akıp gittiler öylece.
O zamandan şimdiye kadar hiç hatırlamadım o anı. Gittikleri yerde kalmışlardı benim için. Birden bire şu parlak ekranın karşısında oturup öylece düşünürken (ki insan bazen bomboş, gerçekten de sadece öylesine düşünebiliyormuş) aklıma düştü o ansızın anlar. Bugün, tam şu saatte hatırlanmak için mi geçmişlerdi zihnimin köşesinden? O vitrine bakarken, kendimi mi görmüştüm acaba şu ekranın içinden? Hatırımda kalan anlamsız bir duyguydu şimdiye kadar benim için. Ta ki şimdi ne olduğu anlaşılmayan ama duygusu net olan bir şeylere dönüşene kadar. Duygusu özlemdi. Bu zamandan o zamana bir bakış gibi özlem gelip geçmişti içimden. Şimdi tanımlayabildiğim bir duygu artık bu.
Çekilen fotoğrafa baktığım zaman o fotoğrafın içinde sırtını dönmüş vitrini izleyen adamın yoldan geçen herhangi birinden farkı yok artık benim için. Bir zamanlar belki tanıdığım fakat artık ismini bile hatırlayamadığım biri gibi sadece. Ne ortak bir yaşanmışlığım ne de bir paylaşımım var. Benim için büyük reklam panolarında olan herhangi bir fotoğraf gibi. Ya da sıradan turistik bir fotoğrafın bir objesi. Çok uzaklarda, mahallede bir kereliğine oyun oynadığım bir çocuk sanki. Ya da yıllar önce misafirliğe gittiğimiz evdeki tanımadığım birisi.
