Marakeş

       Akşam pazarında tezgahlar toplanıyordu. Gün boyu süren koşuşturmanın sonunda kalabalık dağılmıştı. Pazardaki son müşteriler kalan tezgahlardaki ürünlere bakıyorladı. Marakeş bu mevsimde çok güzel oluyordu. Özellikle pazarları gezmeye bayılıyordu. Pazarların mistik bir atmosferi vardı ona göre. Bu mistik hava içindeki kalabalığı ya da kalabalığın içindeki bireyleri tek tek gözlemlemek hoşuna gidiyordu. Yukarıdan insanları izlemek gibi bir şeydi bu.

       Kırmızı şehir, akşam güneşi ile birlikte iyice kızıllaşmıştı. İki kadın karşıdaki tezgaha yaklaştı ve kalan hurmaların fiyatını sordular. Adam onlara akşam fiyatını söylediğinde pazarlık başladı. Kadınlar son bir fiyat indirimi daha istiyor adam ise zaten son fiyatı söylediğini izah etmeye çalışıyordu. Abartılı el hareketleri ve birbirinin üzerine binen yüksek sesli konuşmalar sonunda kadınlar birer poşet dolusu hurma aldılar. Adam pek memnun olmuşa benzemiyordu fakat daha fazla da diretmek istememişti. Kadınlar tezgahın önünden uzaklaşırlarken adam da tezgahını toplamaya devam etti. Kalabalık iyice dağılmış, güneş ise son ışıklarını pazarın kalan birkaç tentesinin üzerine gönderiyordu. Tam o sırada onu gördü. Orada, toplanmakta olan bir tezgahın yanı başındaki küçük bir zeytin ağacının dallarının arkasındaydı. Kendisine doğru bakıyordu. Göz göze geldiler. Tam arkasından vuran güneşin son ışınları, saçlarını kıpkırmızı bir renge boyamış ve kırmızı şehrin en güzel kadınını gözler önüne sermişti. Başına alelacele attığı eşarbın kenarından tutmuş ona bakıyordu. Yemyeşil bakışlarının kalbinin derinine kadar işlediğini hissetti. Bir an ki hissettiği ve gördüğü her şey o kadar muhteşem bir zamanlamayla bir araya gelmiş ve kusursuz bir his yaratmıştı. Aşktan öte, insanın kendisine aşık olduğunu hissetti. Akşam güneşinin o ışığı, pazarın o mistik atmosferi ve küçücük zeytin ağacının dalları bile bu anı mükemmele ulaştıran etkenlerdi.

       İşte o kısacık anda, sanki hayata dair muhteşem bir güzelliği görmenin verdiği aydınlanmayla dolmuş, ruhunun derinlerinde ulvi bir huzur hissetmişti. Kız bir süre bakıp gitti. Kalabalığın içinde kayboldu. Ona dair gözlerinde kalan son görüntü, sonsuz bir kızıllığın içine doğru giderken rüzgarda uçuşan eşarbıydı. Fakat içinde hissettiği huzur, hep taptaze kalacaktı. Artık bunu çok iyi biliyordu. Derinine kadar işleyen bu aydınlık hissin, onu değiştireceği, yeniden şekillendireceği bir gerçekti. Koskoca hayatın, en nadir ve güzel hissiyatına nail olmuş olarak hayatına devam edecekti. Çok farklı bir bakışla ve çok farklı bir anlayışla tabi ki.

Yorum bırakın