Toz Zerresi

Kara camın aydınlanmasıyla, küçük bir çift gözün üzerine düşüyor parıltılar. Aydınlığın ve parıltının zihinlerde çağrıştırdığı olumlu anlamın aksine, ışıkla birlikte yayılan iğrenç bir koku var sanki havada. Işık ve renk hareketlendikçe, birilerinin birilerini, vahşetin en uç sınırlarında gezinmeyen hiç kimsenin kavrayamayacağı bir seviyede döven, yakan, parçalayan görüntüleri, boş zihnin, duygu yoksunu odasına birer külçe gibi düşüyor. Boş zihin düşünemiyor. Her yıl en olağan ithalat ve ihracat rakamları arasında yerini almış, binlerle telaffuz edilen sıradan iş kazası ölümlerini izler gibi izliyor bir çift göz bu görüntüleri. Yeryüzündeki bildiği tüm tarihi boyunca, evrendeki bu küçücük toz zerreciği gezegeni üzerindeki oyunları, sistemleri, kuralları ve hayatı, tüm evreni kapsayıcı bir ehemmiyetle çevrelediğini düşünen bu iki ayaklı, kendini gezegendeki diğer canlılardan ayıran ve üstün gören hatta evrenin kendisi için yaratıldığını bile düşünecek kadar küstah ve aptal varlık, milyonlarca yıllık evrime meydan okurcasına, doğasında değişmeyen (ya da birileri tarafından değiştirilmiş) bu meşrulaştırılmış vahşet sistematiği içerisinde kendini var edebiliyor. Tüm devrimsel yenilikler ve icatlar, çağ atlatan atılımlar, yatırımlar, katrilyonlarca galaksi, yıldız ve gezegen içerisindeki tek bir toz zerresi üzerinde yaşayan yedi milyar nüfuslu bir tür tarafından, aralarından çok azının işine yarayacakken dahi yapılırken çıkardığımız onca ses evrende sadece yok olup gidiyor. Devrimsel tüm buluşlarımızla birlikte…

İnsanlık için en iyi şey, bize ait olan tüm “yatırımlar”, kavramlar ve bu amaç doğrultusundaki vahşet ile birlikte küçük toz zerresi evimizin de çıkarabileceği tüm gürültüyle beraber ve rağmen evrenden sessizce yok olmasıdır. Böylelikle büyük amaçlar uğruna yapılan bu vahşet ve mucizevi yenilikler, koca uzay boşluğu gibi boş ve daha da anlamsız bir şeye dönüşür. Şimdi bile böyleyken…

Yorum bırakın