Soğuk akan bir nehrin kıyısında durdum önceleri. Biraz bekledim. Su buz gibi, girmek istemedim. Belki girmek zorunda kalmam diye. Zaten hava da soğuk. Ben ise yaz geldi sanmıştım. Bir an önce gitmek istedim oradan.
Hiçbir şey olmayacağını anladığımda girdim suya korkarak. Gördüğüm kabusların, suyun içinde beni beklediğini sezebiliyordum. Ama artık ıslanmıştım. Geri dönemezdim. Bütün benliğimi saracak şekilde bıraktım kendimi suya.
İşte tam karşımdaydı. Kabuslarımın sardığı bir yerde, kocaman bir balığa binmiş, omuz üstünden bana bakarak bekliyordu. Azıcık baktı. Çok az. Yüzünü hemen çeviremez sandım. O yüzünü çevirdi, balık da hareket etti. Arkasından çok bağırdım. Çok. Ama sesimi duyuramadım.
Nefesim tükendi. Kabuslar beni de sardı. Üşüdüm. Gözyaşım nehrin sularına karıştı gitti. Anlamını yitirdi. Öylece kalakaldım.
Eski bir evim vardı koca ormanın içinde. O soğuk nehirden çok da uzakta olmayan. Küçük tahta kapısının üzerinde bir tabela vardı. “Yalnızlık” yazardı orada. Ve tek kişinin ancak ayakta durabileceği kadar yer vardı. Gittiğimde kapısını açık buldum. Benim için açılmıştı. Tüm o yaşayan yüce ağaçların, canlıların arasında, benimkisi tek kişilik bir hücreydi. Anladım ki artık rüzgarda bağırınca da sesim çıkmıyor. Kara bir duman gibi uçup yok oluyor. Zaten onurumun son kırıntılarını da kelimelere yükleyip göndermiştim ona. O da akıntıda kaybolup gitti.
Bir volkandan akan lav gibi, giderek taşlaşıyor içimde bir şeyler. Evimin içinde dururken, hala içinin sıcak olduğunu hissettiğim o şey, bir daha kırılamayacak şekilde sertleşiyor. Bu yıkımın bir heykeli, bir anıtı gibi. Dev bir lav silahıyla kollarımı birbirine kenetleyip, bir daha hiç açılamayacak şekilde eritip tutabilseydim keşke. Kollarımı feda edebilseydim. Aynı şimdi canımı feda ettiğim gibi. “Benden aldığını lütfen geri ver” diyemeyeceğim kadar uzaklardaki sularda yüzerken o, benim küçük pencerem çarpıyor rüzgardan. Ağaçlar dallarıyla süpürüyorlar kokusunu. Yeni doğmuş bir bebeğin yumuşacık ellerinin kokusu. Ve boynunun. Nehrin sesi geliyor uzaklardan. Gittiğini biliyorum. Koca bir baraj gibi durabilsem önünde o suyun. İncecik kollarım buna da yetmiyor.
Evime bir halı alırım belki. İki ayağın yan yana zor durduğu yere, rengarenk. Yeni doğmuş bir çocuk gibi özenle besliyorum umudumu. Engelli doğmuş, ölüme mahkum bir çocuk gibi… Son günlerini iyi geçirsin istiyorum. Gözleri açık gittiğinde son resimde ben olayım gözlerinde istiyorum. Gülerek. Biri beni sevdi diyeyim. Ben de onu.
Gözünde bir yaş daha görsem mutlu olurdum. Benim için dökülen son inciler gibi. Onları toplayıp keseme doldururdum. Asla kaybetmeyeceğim eşyalar gibi. Işığın söndüğü her yerde parlatır, yolumu bulurdum. Tüm bu hayalleri, karanlık bir mağaradaki, eski küçük bir müzik kutusuna doldurdum. İlk insanların çizdiği duvar resimlerinin gölgesinde, bıraktım onu orada. Tarihin büyük değirmeninde.