Anlamsızlık Denizinde Süzülmek…

Karşındakine hiçbir kelimeyle kendini anlatamamanın verdiği ızdırap. Başka düşünceler ve kelimeler tarafından yargılanmak, yaftalanmak, yadırganmak. Anlamsızlık denizinde süzülmek. Keyifli bir şeymiş gibi oradan oraya süzülmek. Ve gitmeyi dilediğin tüm istikametlerin tam tersine doğru “huzurla” öylece süzülmek. Birden bire kabusun hortlaması. Hayat kemerinin bağlı olduğu tek kancanın kopması. Çılgın değişkenlik. Ruhun ayak uyduramayacağı, saçma sapan bir acele. Nedensiz, anlamsız ve lüzumsuz. Ve hatta zarar, ziyan ve umutsuz. Acı dolu, savruluş. Yok dediğin kaderin birdenbire ortaya çıkıp sana okkalı bir tokat atması. Şu hayatta yaşamaya değer gördüğün şeylerin ansızın tamamen değersizleşmesi. Yaşamın amacının öylece ayaklanıp yavaş adımlarla uzaklaştığını, lanet bir plastik sandalyede oturup, zihnin zincirlici bir halde izlemek.  Aldığın havanın ciğerlerine yetmemesi. Bir astım hastasının, baş dönmesiyle karışık acısını hissetmek. İçindeki şeytanın seni sabaha kadar uyutmayacak miktarda kötü düşünce üretmesi için binlerce kozunun olması. Görmezden gelmek için en ufak takatinin kalmaması. Suratına yapışan ağır bir tükürük gibi ardı ardına beynini yemeleri. Yaldır yaldır mor renkli yatakta dönüp dururken, mışıl mışıl uykunun var olduğunu bilmek. Renklerin geçmişi çağrıştırması. Melankolinin dibi. Hiç tatminkar, net cevapların olmadığı binlerce neden sorusunun tekrar tekrar ve tekrar dönüp durması. Hayatın sergilediği müthiş küstahça performansı. Milyonlarca yıllık evrimin muhteşem uyumunun yanında, hiçbir tercihin muhteşem uyumu yakalayamadığı kararlar silsilesi. Geçmişin tamamen dolu olduğu.
Bazı anları donduramamak. Bir tablo gibi donuk ama hep o anın yaşandığı bir çerçevenin olamayışı. Bu kadar hayalperest olmanın getirdiği ağır bedeller. Tanıdığın tüm çevrenin göz kırpıncaya kadar tanımadıklarına dönüşmesi. Hatta yanlış tanıdıklarına dönüşmesi. Ardından tüm kararların doğruluğunun ve tüm mutlulukların gerçekliğinin sorgulanması. Fast food mutluluklar. Kullan at ilişkiler. Son kullanma tarihine kadar iyice sömürmek. Hayallerin yıkılışı. Enkaz altında, tam bir işkence halinde can vermek. Ağır ağır, kozmozun bundan zevk aldığından emin olmak. Duvarların ardından gelen tüm sesleri, kabusun bittiğine dair safça düşüncelere yormak.  Öğretilen tüm dürüstlüğün, saflığın ve adilliğin hiçbir işe yaramadığının kanıtıyla yüzleşmek. Kanıtlanmış formüllerin reddedilişi. Gözleri kapatmak. İyi olanın kötüye dönüşümü. İçinde hissettiğin gücün tam bir kaybeden olarak dışa vurumu. Sinir. Saf sinir. Duygu. Yavaşça gelen olgunluk. 4 kat hassaslaşmış kulaklara taarruz halindeki lanet buzdolabının çıkardığı çıtırtı sesleri. Hüzün. Ellerinin, gitmesine izin veremeyeceği kadar sıkı tutacak güçte olamayışı. Yaşlılık hissi. Şimdiden ömrünün geri kalanından bir beklenti içinde olmamak. Tüm çare arayışları içinde gizlenmiş olan dev çaresizlik. Küçük duygu kıvılcımlarına dev aynasından bakmak. Önceki yaşamından dolayı cehennem cezası aldığını düşünmek. Fakat tüm tasvir ve betimlemelerdeki cehennemlere taş çıkartmak. İçindeki çocuğu falakaya yatırmayı istemek. Herşeyden onu sorumlu tutmak. Onu kendi ellerinle dövmek ve evlatlıktan reddetmek. Artık iyiden iyiye yanlış giden bir şeylerin abardığını düşünmek. Hayata koca bir “hasssiktir lan!” çekmek.
İçinden fışkıran bu cümlelerin devamının, binlerce sayfayı dolduracak varyasyonlarının kafada dönüp durması. Bitmeyen bir döngüye girmesi. Ve tüm kapıları açacak anahtarın sadece birkaç kilometre uzakta uyuyor olması.

Yorum bırakın