Bir Metropol Hikayesi

Yüz ölçümünün devasa olduğu bir şehirde, yürüdüğün mesafeler de fazladır. Ben de o gün bir toplu taşıma aracından diğerine aktarma yaparken geçmek zorunda olduğum yaklaşık bir kilometrelik tünelden yürüyordum. Dört bir yanım kuşatılmışçasına tek bir hedefe doğru ilerleyen koca bir asker taburu gibi bir insan seli ile birlikte, tünelin kavisli tavanından, ruhsuz beyaz duvarlarından ve mide bulandırıcı parlak zemininden yansıyan ayak sesleri eşliğinde yolun sonuna doğru ilerliyordum. Bu sırada da metropolde neredeyse kimlik kadar önem kazanan akbilimi çıkarmış, son bastığım tutarı hatırlamaya çalışarak hesap yapmaya çalışıyordum. Uzun zamandır beş parasız olduğum için harcamasını yaptığım her kuruş benim için bir altın değerine yükselmişti. İçinde bulunduğum bu zor durumun sıkıntısını ve utancını yaşayarak, sadece en gerekli durumlar için sahip olduğum üç kuruş parayı harcıyordum. O da çok ince hesaplar ile…

Kulak tırmalayıcı, berbat ayak seslerinin kakafonisi içinde yolun sonuna geldiğimde, yaptığım hesaplara göre akbilime yüklemem gereken tutarı halletmek için makineye yanaştım. Kartı makineye koydum ve aç gözlülükle açılan para haznesi kapağına istemeyerek de olsa parayı yerleştirdim. Makine, parayı bir hamlede elimden çekip içine aldı. Kadın sesinin tüm zarafetinden yoksun, mekanik bir ses; “Kartınıza yükleniyor. Lütfen bekleyiniz” dedi. Ben ise o sırada paranın elimden kayışı ile ilgili hayatımın bu dönemindeki tüm maddi sıkıntılarımı sorgulamaya, geçmişte ve şimdi aldığım kararların doğruluğunu düşünmeye başlamıştım. Kafamdan akan düşüncelerim beni o anlığına makinenin başından almış ve bir sürü sorunun içine kör bir halde atmıştı. Tüm zihnimi kuşatan bu düşünceler ile cebelleşirken birden “Lütfen bekleyiniz”sesiyle irkildim. Bu bağırırcasına konuşan düşüncesiz cihaza, bana kastı varmış gibi bu denli yüksek sesle haykırdığı için ani ve derin bir kızgınlık hissederek birden kartı bulunduğu hazneden alıp turnikelere yöneldim. Bu sırada hala düşüncelerle kafamın içinde boğuşmaktaydım.

Turnikenin önündeki uzun kuyruk, kafamda cevaplarını aradığım soruların akış hızıyla eş değer olarak hızlıca eridi. Sıra bana geldiğinde beni bir süre idare edecek olan (maddi durumuma göre ÖNEMLİ bir miktar) paranın rahatlığıyla kartı turnikenin elektronik okuma kısmına yaklaştırdım. Ve o iğrenç, berbat, lanet, felaket tellalı mekanik ses, resmen haykırarak ve herkesin duymasını kasten istemişçesine beni dehşete düşüren kelimelerle seslendi. “YETERSİZ BAKİYE” Makineden çıkan ses dalgalarının yüzüme ilk çarpışı ile geçirdiğim şokun hemen ardından kafamı arkaya çevirmem ile birlikte arkamdaki kendinden bezmiş insanlardan oluşan mahşeri kuyruğu gördüğümde başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Hızlıca kendimi toparlayıp kartı bir kere daha okutmak üzere makineye yaklaştırırken gözümü para yükleme makinesine doğru kaydırdım. Tüm bunlar saniyelik zaman dilimleri içinde olurken, kartın turnikeye temas etmesi ile benim para yükleme makinesinden aslında kartı yüklenmeden çekmiş olmam sonucu tekrar kartı yerleştirmem için yapılan geri sayımı görmem aynı anda gerçekleşti. Bu gerçekliğin algısına varmam ile duvarlarda çınlayan ve arkamdaki uzun kuyruğun en arka sırasındaki kişinin bile duyduğu haykıran sesi yeniden duymam bir oldu. “YETERSİZ BAKİYE” Son harfin sesi henüz tam olarak yok olmamışken, gözümün önünde 2-1-0 diye sayan makinenin yeşile dönen ekranıyla kendime geldim. Arkamda muazzam bir kuyruk, kendinden bezmiş insanların of-pufları içinde utancımın ayak parmaklarımdan başlayarak tüm vücudumu sardığını hissettim. İnce hesaplarla üzerine titrediğim son param da buzdolabına benzer bir makinenin aç gözlü ağzında kaybolmuş, “Lütfen kartınızı yerleştiriniz” anonsları arasında yeşil bir ekrana dönüşmüştü. Ben ise arkamda işgal ettiğim turnikeden ötürü benden nefret eden dev bir kalabalıkla baş başa kalmıştım. Son bir güç ile kartı turnikeden çekip hemen sıradan çekildim. Turnike alanının en arka ve kör köşesine hızlı adımlar ile gittim. Sırtımı duvara yaslayıp saniyeler içinde olan bu durumu düşünmeye başladım.

Utancın verdiği sıcaklık tüm bedenimi kaplamıştı. Montumun fermuarını açtım ve turnikeden geçen insanları öylece izlemeye başladım. Az önce saniyelerin saatler gibi geçtiği anlara göre şimdi insanlar zamanı hızlandırmış gibi hareket ediyor, karınca sürüsü gibi turnikelerin kollarını hiç durmamacasına çeviriyorlardı. Benim ise son param gitmiş, gitmem gereken yere ulaşamamış ve yapmam gerek görüşmeyi yapamamıştım. Modern dünyanın bir makinesi insan faktörünün (dikkatsizlik) neden olduğu bir olayda hayatımın yönünü değiştirmiş, beni kendi hata affetmez doğası çerçevesinde şekillendirmişti. Belediyenin kasasına giden, benim için çok büyük fakat belediye için küçük bir adım olan para, direk kar hanesine yazılmış fakat bana zararı büyük olmuştu. Kalbim kırıldı…

Yorum bırakın