Her lanet hikayenin bir adı olmak zorunda mı?

Bu adsız hikaye adı konulamayan ve sonunda saçma sapanlaşan insan ilişkilerine adanmıştır..

Elimde kağıt kalem yazmaya başladım loş ışıkta.. Birbirini tüketen insanları düşünüyorum, sevgilileri, dostları, aile bireylerini.. Hayat demek tüketmek demek, yılları, birbirini.. Sonu ölümle biten bu sürecin özünün tükenmek ve tüketmek olması şaşırtıcı değil.. Belki de öyle ya da böyle yok olacağını bildiğindendir bu sonu gelmeyen tüketme tutkusu… Biz de biraz daha tükettik birbirimizi sevdiğim adamla biraz önce müthiş bir kavgayla.. o yatağına gitti ben loş ışıkta tek başıma.. Neden beni seni sevdiğim kadar sevmiyorsun be adam! madem sevmiyorsun neden gitmeme izin vermiyorsun ya da neden kalamıyorum yanında! tüketmek ya da tükenmek istemiyorum, hayat kısa , kuşlar uçuyor ve ben mutsuzum… yazabiliyorum sadece , kelimeler yetiyor mu bu sevgisizliği anlatmaya.. yok.. hiçbir şey yok.. ucu bucağı yok bu ifadesizliğin.. içerden sesleniyor sevdiğim adam bana ”ne yapıyorsun” .. ne yapıyormuşum. Seni seviyorum ulan burda!! Ben biliyorum, birazdan yanına gideceğim, sanki ben bunca kırmamış gibi soyunup yanına uzanacağım, belki sevişeceğiz.. Sabah olacak ve hiçbir şey olmamış gibi soracağım uyanınca ”hayatım kahve ister misin? kahvaltı hazırlayayım mı” … Bir gün önce ortalara dökülüp saçılan kalbinin o kırıklarını süpürüp bi köşeye bile saklamamışken üstelik.. onların üstüne basa basa kahvaltı hazırlayacaksın.. Sanki o da seni seviyor-muş gibi, sanki hiç gitmeyecek-miş gibi, sanki daha önce seni hiç kırmamış gibi… hadi git şimdi uyu.. ya da topla eşyanı çık git bu evden… !

Yorum bırakın