Yaşamın Ucunda Olmak

Yaşamın ucunda olmak başlığı çoğuna intiharı çağrıştırabilir belki.. Ama ben , yaşamın ucunda bir kadını anlatacağım. Bir tanım bir kadına ancak bu kadar yakışır. İntihar etmediği halde tarihe intihar ettiği için öldüğü bilgisi düşülen bir kadındı o. Çünkü hep intiharın kıyısında yaşadı, onu özledi.. Kendini öldürme fikri ömrü boyunca her gün onu izledi.. izledi.. Denedi mi bilinmez.. Belki de bu yüzden hep GİTMEK, GİTMEK istedi.. Ve hep gitti.. Tren yolculuklarını çok sevdi.. Sevdiği yazarların izlerini sürdü.. Onların yaşadığı evlere gitti , onların eşyalarına dokundu.. Hep gitti.. Gittiği yerlerde aşık oldu, sevişti.. Ama hiçbir yere, hiç kimseye bağlanmadı. Sığamadı hiçbir kente, hiçbir erkeğe.. Hiçbir şeye sahip olmak istemedi.. En yakın arkadaşlarından birinin lakabı HAYALET ti mesela.. Onu da anlatacagım, ama daha sonra.. Hayaletin giyecek ikinci kat elbisesi, bir evi ya da herhangi bir eşyası olmadı hiç.. Tercihiydi bu.. Şarap ve sigaraya yetecek kadar para kazanır, mutlaka uyuyacak bir köşe bulurdu kendine.. Boşuna hayalet demiyorlardı ona.. Yaşamın ucunda olanlar yaşamda yer edinenlerin, evi, işi, parası, çok sevdikleri eşyaları olan insanların, bütün bunlara sahip olmayı reddedenleri yaşamın kıyısına, ucuna doğru iteklemesiyle bu konumda buluyorlardır kendilerini belki de..

Yaşamın ucundaki kadın, daha çocukken yaşadığı küçük kasabanın sınırının ötesini merak edermiş hep.. Gitmiş.. Merakla başlar yaşamın ucuna yolculuklar.. yabancılaşmayla devam eder, intiharla süregider.

Adı Tezer…

Yorum bırakın