Yola mı çıkmak yoksa yolda mı olmak?

Önemli olan varmak değil yolda olmaktır.” 

Peki ne zamana kadar yolda kalmak lazım acaba? Hiçbir zaman o hedefe ulaşamayacağını anlayana dek mi? Ya da sıkılıp vazgeçene kadar mı? Menzile ulaşmak bir yana yola çıkmanın bile zor olduğu bir çağdayız. Korkutucu olduğu bir çağ.  Genç nesil adım atmaktan korkar halde. Hayal dahi kurmaktan korkuyor. Halbuki sistemin sıfırdan hatta eksiden başlattığı büyük güruhlar zaten kaybedecek hiçbir şeyleri olmadığının farkında değil. Var oldukları melankolik durumun rehaveti ve bu durumdan aldıkları mazoşist hissiyatla yaşamak, onlar için hayatın ta kendisi haline gelmiş. Bu ancak hayatın bir anı olabilir oysa ki. Hedefe ulaşmanın büyük çaba gerektirdiğini bilen ve bundan kaçmak için bahaneler uyduran bir nesil bu. Kendi bahanelerine inanıp hayatın tüm fırsatlarını kıçını kaldırmaktan dahi aciz olduğu için elinin tersiyle iten bir nesil. Kendine nasıl saygı duyabilir ki insan bu şekilde? Hayal dahi kurmaktan korkan veya üşenen biri nasıl olur da insan olarak var olabildiğini hisseder. “İnsanların ne olduklarıyla değil, ne olabilecekleriyle ilgilenirim.” der Sartre. Hayat zaten bizleri bir yerlere sürüklüyor. Önemli olan bu yolun bizi çıkardığı yere sorgusuz ilerlemek değil bu yolu kendi isteklerimiz doğrultusunda yönlendirebilmek. Yolun bizi çıkaracağı yer olumlu ya da olumsuz, başarı ya da başarısızlık olsa da önemli olan yolu tamamlamak. Bu süreçte pişmek, olgunlaşmak. Kazandığın yeni vizyonla başka yolları keşfetmek, onlara yönelmek. Hayata yön vermek kısacası. İnsan olarak zamanın akışı ile aramızdaki organik bağ bu bence. Onun bize verdikleri ve bizim ondan gelenlerle verdiğimiz yön. Karşılıklı bir etkileşim. Fakat yola çıkmayanlar için ancak hayatın savurduğu bir yaprak gibi hayattaki boşlukları dolduran bir harç misali varoluşlar kalabilir. Yadırgamak anlamında değil ama amaçlanmadan kucaklanılan tüm varoluşlar, üzerine hiç oturmayan kıyafetlerden farksızdır, benlikler üzerine giyilen. Hep pişmanlık veya mutsuzluk hissettirir. Ya da hiç hissettirmez çünkü zaten bu türden hiçbir sorgulamanın veya kaygının içinde değildir kişi. Bunun nasıl bir hayat olduğu da ayrı bir tartışma konusu.

Önemli olan önce yola çıkmak sonra da yolda kalmaktır pek tabii. Ama ne o hedefe ulaşamayacağını anlayana dek ne de sıkılıp vazgeçene dek değil, yolun sonuna varana dek kalmaktır. Yolun sonuna varana kadar, yolun sonunu vardırana kadar çabalamaktır. Varoluş anlamsızlığını bertaraf etmenin en anlamlı yolu budur bence.

Yorum bırakın