Beyaz masaların üzerindeki beyaz bilgisayarlarda çalışan insanların yüzlerine vuran beyaz ışık, sessizlikte gürültü haline gelen fare tıklamaları eşliğinde titreşip duruyor. Koca odada hafta sonunun geldiğine sevinen çalışanlar hiç konuşmadan işlerini bir an önce bitirip gitmek istiyorlar. Biri, son anda çıkan işin can sıkıntısıyla ara ara öfleyip pöflüyor, diğeri ise bitmek üzere olan işte çıkan aksilikler yüzünden çıldırıyor. Beyaz bilgisayar kilitleniyor ve beyaz bir ışık içinde bu programın daha fazla çalışamayacağını söylüyor. Herşey beyaz bu ofiste. Yani herşey temiz. Temiz gibi görünüyor daha doğrusu. İnsanlar da öyle. Fakat çalıştıkça işe yönelik duygular kirleniyor. Bezginlik, lanet okumalar başlıyor. Haftanın 5 gününü senden alan, üstelik belirlenen mesai saatlerinden her gün çok daha fazla çalışılan bir iş bu. Hafta sonlarında aniden iş çıkabilme tehlikesiyle seni hiç rahat bırakmayan, tüm hafta boyunca bedenen ve özellikle zihnen seni yoran dolayısıyla hafta sonunda da oturup düşünmene, kendi kişisel yaratıların için takat bırakmayan bir iş bu. Önceleri bu işten para kazandığını düşünerek sana yardımcı olduğunu düşündüğün ama sonra aslında senden paradan çok daha değerli şeyleri alıp götürdüğünü farkettiğin bir iş bu. Bunu farkedince yanında değil karşında olduğunu, bir karakter olsa tekme tokat dövebileceğin bir iş bu. Senden hayatını çalan, sonra da büyük abisi sistem ile sen sinirlenip hınçlandıkça karşına geçip kıs kıs gülen bir iş.
Dediğim gibi bu ofislerde herşey beyaz. Ama çalışanların içi, dışı, hayatları simsiyah. Gülüşleri, sohbetleri, yedikleri, yaptıkları plastik tamamen. Kendileri gibi.