sosyal ağ ve patolojik vak’alar 2

Geçmiş gün o ki  insanlar cep telefonuyla dört duvar arasında kaldıkları zaman kendilerini yalnız hissediyorlardı.ama şimdi kalabalıkların içinde yalnızlar. ekran üzerinden  minimum kelimeyle ve bazı işaretlerle konuşuyorlar birbirleriyle.içinde bulundugunuz dünyayı algılayış biçimimiz kullandıgımız kelimelerle dogru orantılıdır bundan ötürü dogal olarak ilişkiler de sıglaşıyor.

yaşam ekranın içinde geçiyor. ekanın içi evin metrekarsinden daha önemli. ( yazık ve vahim ! ) hareket halinde tek başınayken elinizdeki ekrandan bu ilişkileri sürdürebildiginizi varsayıyorsunuz.( üzücü)

Tek başınasınız ve aslında hep berabersiniz.

ama aslında burada tüketilen ilişkiler var, her kurduğunuz ilişki sizi daha da yalnızlaştırıyor. 

sosyal medyadan sosyalleşmekten  bahsediliyor.ben bu hale  tekil sosyallik  diyorum. insanlar daha kontrollü olduklarını varsaydıkları bir ilişki içindeler lakin yalnızlar.

diger yandan insanlardan kendilerinden memnun olabilecek bir ‘ben’ yaratmaya çalışıyorlar. benim ne yaydıgım, benim kendimi nasıl qösterdigim önem kazandı.

sizi temsil eden bir avatar var. bukowski gibi bir tipiniz var ya da tipsiz bir hatunsunuz, johnny depp ya da scarlet johanson resmi koydugunuz andan itibaren kimse sizin alakasız bir tip  oldugunuzu bilmeyecek.

kimlikler arkasına gizlenen ve ‘arkadaşlık’ tabirini devre dışı bırakan bir maskeler bütünü var. bütün bu yazışmalar sırasında insanlar daha dogrusu ekranlar konuşuyor. o resmin arkasında aslında yalnızsın.

buna bir de paylaşım sitesi deniyor ama neyin paylaşıldıgı önemli. bir şeyi paylaşmak için önce onu üretmek lazım.

tam tersi burada kes-yapıştır kişilikler var. bir yerlerden akan içerigi kesip- biçip etrafa dagıtmaya başladıgınız zaman bu siz oluyorsunuz.

küresel ısınmadan dolayı suya düşecek küçük beyaz ayıyı gönderdiginiz zaman çevreci, bebek fotografı qönderdiginiz zaman anaç,devrimci liderlerin görselleriyle sözde dava adamı…devrimci ya da milliyetçi olmak bir tık ya da bir ‘begen – like ‘ ile bu kadar basitleşti.

komik ama milyonlarca insan sosyal medyada kendi kendine degil de , kendi kendiyle konuşuyor.etraf kalabalık ve kendiyle konuşuyor.

herkesin derdi şu birileri benden haberdar olsun. yalnızlıktan kastım bu.o ihtimamı şefkati görememek.

sanal ortamlara ‘başım ağrıyor’ yazmak, şefkat dilenciliğidir. ya da şurdayım bunu yapıyorum veya bilmem ne eşliginde bilmeme ne yemek v.s gibi ileti veya tweetler denize atılan şişenin içine yazılmış mesajdır.

Yorum bırakın