Ölen Bir Ruh

zamanın tiktaklarının gözlerin derinliklerinde kaybolmaya başladıgı zaman, en uçtaki hücrelerden hissedilmeye başlanan derin, ten kadar bedensi, en kutsal dokunuşlar kadar sarsıcı bir istek…o ana kadar tek başına,tek bir bedenle ve tek bir ruhla sürdürdügün yaşamın, boşluklarını hissederek, boşluklarının acılarını,karanlıklarını duyarak yaşadıgın hayatının anlarının,var oldugunu sandıgın ruhunun varlıgını sorgulama,o sarsılmaz sandıgın kendi iradenin ve gücünün seni tanımazdan gelmesi; yaşamdaki çelişkilerin varlıgının farkına varılmasıyla, en azından bir başka yaşam olabilecegine ilişkin ilk şüphelerin var olmasıyla, boşluklarını hızla dolduran med dalgaları gibi yerini düşlere ve seni anlamsızlıklar denizine bırakmasıyla yavaş yavaş, beliriyordu.

ama bu neydi? Ve buna cevap bulma arayışı sanki yavaşça ölen bir ruha delaletti..

Yorum bırakın